Yapay zekâ hızla yaygınlaşırken, mevcut toplumsal eşitsizlikleri de dijital ortama taşıyor. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin paylaştığı verilere göre, 133 yapay zekâ sistemi üzerinde yapılan araştırmada %44’ünün toplumsal cinsiyet önyargısı, %26’sının ise hem toplumsal cinsiyet hem de ırk önyargısı sergilediği belirlendi. UN Women, yapay zekânın reklamcılık, pazarlama ve iletişim sektörlerinde kullanılmasıyla, içeriklerde kimin görünür olacağına ve nasıl temsil edileceğine ilişkin kararların çoğunlukla insan denetimi ve toplumsal cinsiyet bakışından yoksun alındığını belirtti. Bu durum kadınlara yönelik kalıp yargıları pekiştirerek ayrımcılığı derinleştiriyor.
Araştırmalar, büyük dil modellerinin kadınları genellikle “ev”, “aile” ve “çocuk” kavramlarıyla, erkekleri ise “iş”, “kariyer”, “maaş” ve “yönetici” gibi ifadelerle anımsattığını gösteriyor. Ayrıca, bazı yapay zekâ sistemleri kadınları cinsel nesne olarak gösterebilen veya erkeklere bağımlı bireyler olarak betimleyen yanıtlar üretiyor. Bu da toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin dijital ortamda pekiştirilmesine yol açıyor.
Raporda, yapay zekâ destekli dijital şiddetin kadınlar ve kız çocukları için artan bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekildi. Kadın hakları savunucuları, aktivistler ve gazetecilerin yaklaşık dörtte birinin yapay zekâ kaynaklı çevrimiçi şiddete maruz kaldığı ve kişisel görüntülerinin rızaları olmadan paylaşıldığı aktarıldı. Özellikle deepfake teknolojileriyle oluşturulan sahte görüntülerin, kadınları hedef alması da vurgu yapıldı.