Suriye’de harita yeniden çizilirken gözler Ankara’ya çevrildi. Şam yönetimi ile YPG arasında imzalanan anlaşma sürpriz olarak görülse de, sahadaki en büyük belirleyici güç sessiz ama etkili bir diplomasi yürüttü. Türkiye’nin bu kritik süreçteki rolü, kulis bilgileri ve perde arkası detaylarıyla CNN TÜRK Ankara Temsilcisi Dicle Canova tarafından anlatıldı.
YPG'ye 10 Mart mutabakatına uyması için 31 Aralık'a kadar süre tanındı. Ancak somut adımlar atılmadı ve Ocak başında operasyon başlatıldı. Süreç Halep ile başladı ve YPG’nin tamamen Fırat’ın doğusuna çekilmesine kadar ilerledi. Son durumda SDG ve Şam yönetimi arasında ABD’nin girişimleriyle ateşkes ve entegrasyon anlaşması imzalandı. Ankara, bu gelişmeleri sabırla takip etti ve birçok kilidi böylece aştı. Milli İstihbarat Teşkilatı sahada koordinasyonu sağladı, ilgili bakanlıklarla eşgüdüm yaparak riskleri minimize etti.
Gelişmeler sırasında sivillerin korunması ön plandaydı. Suriye yönetimi ile yoğun temas kuruldu; örgüt unsurlarının ve ailelerin güvenli tahliyesi sağlandı. Sivillere yönelik saldırı ve ihlal girişimlerine karşı hassasiyet gösterildi, altyapı ve kritik tesislere zarar vermemek adına operasyonlar özenle yürütüldü. Bölgedeki son durum ise, orduyun YPG/SDG'nin çekildiği bölgelere ilerlemesiyle netlik kazandı. ABD ve bölge ülkeleri ile diyalog devam ederken, imzalanan 14 maddelik anlaşma Suriye’nin birliğini pekiştiren önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Anlaşma, SDG’nin lağvedilmesi ve özerklik ihtimalinin sonu anlamına gelirken, Suriye'nin bütün bileşenlerinin barış içinde yaşayacağı bir düzen hedefleniyor. Aynı zamanda, Haseke’ye yeni vali atanması ve Kürtlere 60 yıl sonra vatandaşlık hakları tanınması gibi önemli gelişmeler de bu süreçte yer aldı. Bu kararlar, PKK ve bölgedeki terör örgütleri ile mücadelenin de bir parçası olarak görülüyor.
Öte yandan, Ankara açısından en kritik üç konu öne çıkıyor. Birincisi, sınır güvenliğinin tamamen Şam yönetimine devredilmesi; ikincisi, DEAŞ’li tutukluların güvenliğinin Suriye tarafından sağlanması ve yasal sorumluluğun üstlenilmesi; üçüncü ise, petrol ve gaz sahalarının tamamen Suriye yönetimine bırakılmasıdır. Bu süreç, özerk yapıların tamamıyla sona erdirilmesini ve Türkiye’nin bölgedeki güvenlik stratejisinin güçlenmesini sağladı.
YPG’nin sivillere yönelen saldırıları ise bölgedeki gerilimi tırmandırmaya devam ediyor. Haseke’de yaşanan çatışmalar ve insan hakları ihlalleri, örgütün gerçek yüzünü ortaya koyuyor. Ancak, ABD’nin desteğinin çekilmesi ve bölgedeki operasyonların hız kazanmasıyla, birçok güvenlik sorununun çözüldüğü ve bölgenin terörden arındırılmaya başlandığı uzmanlarca vurgulanıyor. Ankaranın iki temel politikası ise bölgesel sorunların yerel dinamiklere göre çözümü ve terörden tamamen arındırılmış bir bölge hedefliyor. Bu gelişmeler, Suriye’nin istikrarını yeniden kazanmada kritik bir dönüm noktası olarak görülüyor.