İran’a yönelik askeri operasyonların önemli sonuçlar doğurması beklenmiyor. Uzmanlar, hava saldırılarıyla rejim değişikliğinin tarih boyunca başarısız olduğunu ve İran’ın direnç gösterdiğini vurguluyor. İran Araştırmaları Merkezi Uzmanı Oral Toğa, hava operasyonlarının tek başına rejim değişikliğine yol açmadığını belirtiyor. Irak’taki kara operasyonlarının etkili olduğunu, Libya’da ise hava gücüyle Kaddafi'nin zayıflatıldığını hatırlatarak, İran’da 88 milyon nüfusu, geniş ve dağlık coğrafyası ile Devrim Muhafızları’nın güçlü yapısı nedeniyle böyle bir değişikliğin zor olduğunu ifade ediyor. İran’ın Katar, Kuveyt, BAE, Bahreyn ve Ürdün’deki ABD üslerine yönelik saldırıları sürdüğünü ve bölgenin çatışma alanına dönüşmek üzere olduğunu söylüyor. Irak milisleri, Husiler ve Hizbullah’ın devreye girmesiyle çatışma bölgesel bir boyut kazanabilir, Hürmüz ise kritik bir nokta olmayı sürdürüyor.
Bölgedeki gerilimin zaman içinde değişip dönüşebileceği öngörülüyor. Dumlupınar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof. Hüsamettin İnaç, ABD ve İsrail’in İran rejimini değiştirme niyetinde olduğunu ancak bu sürecin zaman alacağını dile getiriyor. Rejimin yapısı, dini liderliğin gücü ve halk destek oranı nedeniyle kısa vadede değişimin zor olduğunu, halkın çeşitli saldırılara rağmen memnuniyetini koruduğunu belirtiyor. Hedefin, ambargo ve baskılarla uzun vadede dönüşüm sağlamak olduğunu söylüyor. Eğer rejim değişimi gerçekleşirse, İran’ın uluslararası entegrasyonu ve bölgesel istikrar mümkün hale gelecek. Türkiye’nin rolü ise daha istikrarlı bir ortamda etkili olmayı sürdürecek.
Bölgedeki çatışma ve artan silahlanma uluslararası ve bölgesel riskleri artırıyor. İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Hazar Vural, doğrudan rejim değişikliğinin şu aşamada mümkün olmadığını, ancak iç ve dış ajanlar aracılığıyla sosiolojik dönüşümlerin sancılarını hissettiklerini söylüyor. İran’ın saldırılara karşılık verdiğini ve bölgedeki çatışmanın artabileceğine dikkat çekiyor. ABD ve İran arasında bölgesel çatışmanın genişlemesi riski yüksek olup, özellikle ABD’nin sınırlı savaş planları olsa da, bölgede yeni bir savaşın açıklanması olası görünüyor. Türkiye, diplomasiye önem verirken, bölgedeki artan silahlanma ve güçler arasındaki mücadele, terör örgütleri ve istikrarsızlık risklerini de beraberinde getiriyor. Bu ortamda, tüm bölge olumsuz etkilenebilir.