ABD'nin dış politikası, tarih boyunca askeri ve siyasi müdahalelerle şekillenmiş ve bölgesel güç dengelerini büyük ölçüde etkilemiştir.1823'te yayınlanan Monroe Doktriniyle başlayan bu politikalar, 1800'lü yıllardan itibaren sınırları genişletmek ve çıkarlarını korumak adına askeri müdahaleleri beraberinde getirdi. Bu kapsamda, 1840’larda Teksas’ın alımı ve Hawaii’nin ilhakı önemli adımlar olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonrası super güç statüsüne ulaşan ABD, dünyanın çeşitli bölgelerinde dolaylı ve doğrudan müdahaleleri sürdürmüş ve Vietnam, Somali, Libya, Irak gibi ülkelerde bu politikanın izleri görünmüştür.
İran’a yönelik ilk büyük müdahale 1953 yılında gerçekleşti; demokratik olarak seçilen Başbakan Muhammed Musaddık, petrol millileştirme girişimi sonrası ABD ve İngiltere tarafından darbeyle devrildi. Bu olay, bölgedeki Amerikan etkisinin başlangıcı sayılabilir.Takvimler 1953'ü gösterirken, gizli operasyonlar ve dezenformasyon kampanyalarıyla Musaddık hükümeti devrilmiş, bölgedeki güç dengeleri değişmiştir.
Latin Amerika'da ABD’nin tarihsel müdahaleleri çeşitlidir; Guatemala, Brezilya ve Şili gibi ülkelerdeki darbeler ve siyasi operasyonlar, bölgenin politik yapısını uzun süre etkiledi.Guatemala'da 1944’te demokratik bir ayaklanma sonrası ABD destekli diktatör Jorge Ubico devrilmiş, 1954’te Arbenz'in reformları sonrası ABD darbesiyle iktidar değişmiştir. Şili’de ise 1973’te Salvador Allende'nin iktidarı, CIA destekli darbe sonrası sona ermiş ve askeri diktatörlük başlamıştır.
Afganistan ve Irak işgalleri ise 21. yüzyılın en dikkat çeken ve tartışılan müdahaleleri arasında yer alır.11 Eylül 2001 saldırıları sonrası, ABD Afganistan’a düzenlediği operasyonda Taliban hükümetini devirmiştir. Irak’ta ise Saddam Hüseyin’in devrilmesi ve sonrasında ülkenin kaosa sürüklenmesi, bölgedeki istikrarsızlığın temel nedenleri arasında kabul edilir. Günümüzde de bu müdahalelerin etkileri, bölgenin politik ve güvenlik yapısını şekillendirmeye devam ediyor.