Türkiye’nin savunma sanayinde kaydettiği ilerleme sadece yerel değil, küresel çapta önemli bir dönüşüm içeriyor. Son yıllarda özellikle İHA ve SİHA üretiminde büyük adımlar atan Türkiye, uluslararası arenada söz sahibi olmaya başladı. Baykar’ın geliştirdiği Bayraktar TB2 ve Akıncı sistemleri, Ukrayna, Libya ve Suriye gibi çatışma bölgelerinde kullanılarak hem teknik hem de operasyonel deneyim kazandırdı. Bu sistemler, Türkiye’ye stratejik avantajlar sağlamakla kalmayıp, uluslararası pazarda rekabet gücünü de artırdı.
Türkiye’de ASELSAN ve Roketsan gibi önde gelen savunma şirketleri, elektronik sistemler, füze teknolojileri ve deniz platformları alanında ciddi başarılar elde etti. Bu gelişmeler, ülkenin savunma sektöründeki teknolojik kapasitesini yükseltti ve küresel arenada daha etkin bir oyuncu konumuna gelmesini sağladı.
Analizde, Türkiye’nin savunma sanayiinde sürdürülebilir büyüme ve seri üretim stratejisi büyük önem taşıyor. 1970’lerin ikinci yarısından itibaren sistemli bir şekilde büyütülen sektör, 2005 sonrası dönemde hızla gelişti. Yunan ekonomist ve eski bakan Tasos Giannitsis’e göre, Türkiye’nin silah üretim geleneği 18. yüzyıla kadar uzanıyor ve ülke düşük ile orta teknolojili ürünleri büyük ölçeklerde üretebiliyor. Aynı zamanda, ABD ve Rusya gibi ülkelerden tedarik edilen yüksek teknolojili sistemleri de kullanıyor.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki temel fark, askeri kapasitenin yanında sanayi altyapısında. Türkiye, ihracat odaklı ve entegre bir savunma ekosistemi kurarken, Yunanistan’da yerli İHA geliştirme çalışmaları henüz seri üretime ulaşamadı. Türkiye, kapsamlı İHA ailesi geliştirip ihraç ederek hem operasyonel hem de uluslararası görünürlüğünü artırdı.
Son olarak, İngiliz Financial Times’un belirttiği gibi, Türkiye’nin kıtalararası balistik füzesi YILDIRIMHAN ve diğer savunma teknolojileri, ülkeyi sadece bölgesel değil küresel güç haline getiriyor. Bu gelişmeler, Türkiye’nin savunma sanayinde kaydettiği ilerlemenin önemini gösteriyor.