Türkiye’nin bölgedeki jeopolitik rolü, yeni güvenlik manzarasının şekillenmesinde kritik öneme sahip olmaya devam ediyor. MİA Başkanı Talha Köse’nin ön sözünü kaleme aldığı raporda, Ağustos 2025’te yayımlanan 12 Gün Savaşı ile ilgili öngörülerin gerçekleştiği belirtiliyor. Raporda, hava savunma sistemlerinin sınırlarını zorlayan düşük maliyetli kamikaze dronlar ve çoklu füze saldırılarıyla, yeni teknolojilerin dahi önlemenin zor olduğu vurgulanıyor. Savaşın bu gerçekler ışığında, ezber bozan savunma anlayışları devreye giriyor.
Raporda, Türkiye’nin jeopolitik konumunun, savunma sanayisi altyapısının ve diplomatik esnekliğinin, bölgesel güvenlikte yeni bir olgu oluşturduğuna dikkat çekiliyor. Libya’dan Suriye’ye, Karadeniz’den Türkistan’a ve Afrika’ya kadar uzanan geniş etki alanı, Türkiye’nin askerî ve diplomatik kapasitesinin çok boyutlu güç projeksiyonu kapasitesini ortaya koyuyor. Uzmanlar, bu gelişmelerin uzun vadeli stratejik büyüme ve kırılmayı kriz yerine fırsat olarak görmenin önemini vurguluyor.
Diğer yandan, rapor bölgedeki gerginliğin yeni dinamikler kazandığına da dikkat çekiyor. İsrail’in bölgeyi kendi lehine şekillendirme çabalarıyla birlikte, Suriye’de enerji ve güvenlik eksenli bloklaşma, bölgesel güvenlik mimarisinde yeni dengelerin oluştuğunu gösteriyor. Bu durum, Türkiye-İsrail ilişkilerinde kontrollü rekabet ve dönemsel gerginlik olasılıklarını gündeme getiriyor. Bölgedeki gelişmeler, jeopolitik stratejilerin yeniden şekillenmesine neden oluyor.