Türkiye'nin yeni denizcilik hamlesi bölgedeki güç dengesini kökten değiştirebilir. MİLLİYET.COM.TR'nin haberine göre, Yunan basını Türkiye'nin uçak gemileri, insansız hava araçları ve nükleer enerjiyle çalışan denizaltılar gibi gelişmiş platformları içeren geniş kapsamlı denizcilik programını mercek altına aldı. Bu adımlar, Ankara’nın bölgedeki askeri kabiliyetlerini önemli ölçüde artırarak kuvvet dengesini yeniden şekillendirebilir.
Yunanistan’da yayımlanan Topontiki gazetesi, Türkiye’nin bu stratejik dönüşümünün “üç denizde büyük ölçekli stratejik güce dönüşüm” anlamına geldiğini vurguladı. Atina’nın dikkatini çeken bu gelişmeler, bazı analistlerin Ankara’nın jeostratejik bir tepkisi olarak gördüğü hamleleri içeriyor. Ayrıca, insansız hava araçları, gelişmiş denizaltılar ve yerli hava savunma sistemleriyle donatılan platformlar Atina’da ciddi endişelere yol açtı. Bu programların, sadece taktik değil, aynı zamanda bölgesel ve stratejik baskı unsuru olma potansiyeli taşıdığı öne sürülüyor.
Yunan basını, Türkiye’nin deniz ve hava güçlerini sistematik biçimde artırmasının sıradan bir silahlanma programı olmadığını, önümüzdeki yıllarda Ege ve Doğu Akdeniz’de güç dengesini belirleyici olabilecek kapsamlı bir dönüşüm olduğunu belirtiyor. Bu gelişmeler, Atina'nın caydırıcı güçlerini artırmaya çalışırken Türkiye’nin tamamen yeni bir askeri seviyeye ulaşmayı hedeflediğine işaret ediyor. Bu yeni seviyenin, bölgesel kıyı projeksiyonu yerine, sürdürülebilir operasyonel güç, hava uygulama kapasitesi ve stratejik özerklik sağlayan çok yönlü deniz gücüne dönüşüm olduğu vurgulanıyor.
Yunan medyası, Atina’nın en büyük endişeleri arasında yeni platformların sayısı kadar nitelikleri de bulunuyor. İnsansız hava araçları taşıyan gemiler, gelişmiş denizaltılar ve uzun vadeli nükleer enerji hedefleriyle Türkiye, Ege ve Doğu Akdeniz’de eş zamanlı ve geniş kapsamlı faaliyet gösterebilecek kuvvetleriyle sadece bölgesel değil, küresel düzeyde de baskı kurma imkanına sahip oluyor. Bu durum, Atina’nın deniz savunma teknolojilerini geliştirmesi ve üstünlük sağlaması için önemli bir uyarı niteliğinde.
Haberde, Türkiye’nin bu dönüşümünün sadece donanma modernizasyonu olmadığı; Karadeniz, Ege, Kızıldeniz ve potansiyel olarak Hint Okyanusu’nda operasyonel güçlerin gelişmesiyle, denizler üzerinde yeni bir güç dengesi kurma çabası olduğu vurgulanıyor. Milli denizaltı projesi konvansiyonel denizaltıların yanı sıra, nükleer enerji destekli platformlara geçiş için temel hazırlayan önemli bir adım olarak gösterildi. En gelişmiş teknolojilerle inşa edilen yaklaşık 2700 ton deplasmana sahip bu denizaltılar, 2020’lerin sonunda hizmete alınması planlanıyor ve Türkiye’nin teknolojik bağımsızlık stratejisine önemli katkı sağlıyor.
Türkiye’nin havacılık alanında da önemli adımlar attığı, TCG Anadolu’nun büyüklüğü ve donanımıyla yeni bir dönem başlattığı ifade ediliyor. Dikey kalkış yapabilen F-35B'lerin yer aldığı bu gemi, Bayraktar TB3 ve Kızılelma gibi insansız hava araçlarını taşıyarak, özellikle Doğu Akdeniz’de kıyı ötesi operasyonlar ve hava gözetimi imkanlarını genişletiyor. Bu platform, Türkiye’ye eşsiz operasyon kabiliyeti ve bölgesel hava gücü denklemini değiştirme gücü sağlıyor.
Yunan basını, Türkiye’nin başka bir büyük projesi olan milli uçak gemisi MUGEM üzerinde de duruyor. 60 bin ton deplasman ve yaklaşık 285 metre uzunluğa sahip bu gemi, bölgesel deniz savunmasında yeni bir ölçek olmayı hedefliyor. Tamamlandığında, Türk deniz kuvvetleri, seferi bir güç seviyesine ulaşacak ve denizlerde “Türk çağı” başlayacak. Bu gelişmeler, yeni nesil insansız sistemlerin ve hava unsurlarının kullanımıyla daha esnek ve geniş kapsamlı operasyonlar yapılmasını mümkün kılacak.
Haberde, Türkiye’nin uçak gemisi, denizaltı, destroyer ve insansız sistemler ağıyla kurduğu kademeli ve bütünsel deniz saldırı ve savunma sistemine de yer veriliyor. Bu sistemler, Türkiye’nin tekil projelerden oluşan değil, tam teşekküllü bir deniz savaş grubu ekosistemi kurduğunu gösteriyor. Bu gelişmeler, bölgedeki en büyük tehdit olarak Türkiye’nin stratejik baskı uygulayabilecek çok katmanlı deniz gücü olduğunu işaret ediyor. Atina’nın son değerlendirmesi ise, “Yunanistan, Türkiye’nin bu durdurulamaz dönüşümüne karşı koymak için teknolojik ve operasyonel üstünlüğünü korumalıdır. Yoksa zaman Türklerin lehine işlerken, Atina için tehlike çanları çalar” şeklinde sona eriyor.