Türkiye, S-400 sistemlerini aktif etmese de önemli bir stratejik caydırıcılık unsuru olarak tutmaya devam ediyor. 2019 yılında Rusya'dan alınan bu hava savunma sistemleri, herhangi bir operasyonel kullanımdan ziyade, hükümetler arası ve bölgesel denge açısından büyük önem taşıyor. ABD ve müttefikler için bu sistemler, doğrudan bir teslim veya aktif kullanım yerine, radar izleri ve görünüm açısından bir tehdit olarak değerlendiriliyor.
Türkiye'nin S-400’leri kullanmama tercihi, özellikle F-35 savaş uçaklarının radar sistemleriyle entegrasyonundaki endişelerden kaynaklanıyor. Ayrıca, ABD'nin ve İsrail’in Türkiye'nin F-35 satışına karşı çıkması, sistemlerin aktif hale getirilmemesinin temel gerekçeleri arasında yer alıyor. Ancak, Türkiye, bu sistemleri stratejik bir caydırıcı güç olarak elinde tutarak bölgesel dengeyi gözetiyor.
Öte yandan, Suriye'deki iç savaş sonrası balistik füze tehdidi azalırken Türkiye, hava savunma kabiliyetlerini güçlendirmeye devam ediyor. Siper ve Hisar sistemleri ile zırhlandırılan hava savunma altyapısı, olası tehditlere karşı önemli bir koruma sağlıyor. Ayrıca, F-35 ve S-400 konusundaki teknik çözüm arayışları devam ediyor. Bu bağlamda, radarların aktif edilmemesi ve sistemlerin kapalı tutulması gibi ara formüller üzerinde duruluyor.
Türkiye'nin S-400’leri elinde tutması, hem bölgesel güvenlik hem de uluslararası politikada önemli bir denge aracı olması açısından büyük değer taşıyor. Bu duruş, Türkiye'nin jeopolitik konumunun ve uluslararası ilişkilerdeki aktif rolünün bir göstergesi olarak görülüyor.