Tanzimat Dönemi, Osmanlı tarihinde köklü bir dönüşümün başlangıcıdır. 1839 yılında ilan edilen Gülhane Hatt-ı Hümâyunu, Osmanlı'nın modernleşme adımlarını resmi olarak başlatmıştır. Bu reformlar, özellikle hukuk, eğitim ve toplumsal yapıda önemli değişiklikleri beraberinde getirmiştir. Güncel siyasi tartışmalarda bile sıkça referans gösterilen bu dönem, kendisinden sonra gelen pek çok yapıyı etkilemiş ve yepyeni bir Osmanlı toplumu oluşumunun temelini atmıştır.
Tanzimat'ın temel reformları, Avrupa'nın liberal düşünce akımlarından esinlenmiş ve padişah ile tebaanın ilişkilerinde yeni yaklaşımlar kazandırmıştır. Bu reformlar arasında tebaanın can, mal ve namus güvenliğinin teminat altına alınması, eşit haklar vaadi ve vergilendirme ile zorunlu askerlik gibi maddeler öne çıkar. Ayrıca, bu dönemde yasama alanında danışma meclisleri kurularak parlamenter usulün ilk adımları atılmıştır; kararlar çoğunluk oyuyla alınmış ve yine de padişah onayına tabi olunmuştur. Bu gelişmeler, Osmanlı'da temsil mekanizmasının başlangıcı olarak kabul edilir.
Hukuk alanında ise batı tarzı mevzuatların alınması ve yerli hukuk sistemlerinin geliştirilmesi yine önemli bir adımdır. Batı’dan alınan mevzuatların başında medeni hukuk gelmekte olup, Mecelle adlı özel hukuk derlemesi hazırlanmaktadır. Ceza ve ticaret hukuku alanında ise Fransız ve Osmanlı kanunları uyarlanmış, mahkemeler teşkil edilmiştir. Ancak, şeriatın yürürlükte kalmaya devam etmesi ve aile hukukuyla sınırlı kalmasıyla, laik hukuk sistemine geçiş sınırlı kalmıştır. Bu dönemde kurulan nizamiye mahkemeleri ve nizamiye sistemleri, legal düzeni güçlendirmiştir.
Sosyokültürel alanlarda ise eğitim ve edebiyat büyük değişimler yaşamıştır. 1859 yılında kurulan Mülkiye ve onun devamı olan Cumhuriyet Siyasal Bilgiler Fakültesi gibi kurumlar, yeni nesillerin devlet adamı olarak yetişmesine zemin hazırlamıştır. Ayrıca, öğrenci ve öğretmenlerin Batı tarzı eğitim görmesiyle birlikte, rüşdiyeler, idadiler ve liseler açılarak eğitim altyapısında köklü bir dönüşüm sağlanmıştır. Edebiyatta ise Batı etkisiyle roman türü ortaya çıkmış; toplumsal ve kültürel eleştiriler içeren eserler üretilmiştir. Batı’dan ithal edilen yeni edebi türler ve gazeteler, Osmanlı halkının düşünce ufkunu genişletmiş ve toplumun değişim dinamiklerine katkı sağlamıştır. Gazeteler, fikirlerin yayılması ve modern toplum inşasında önemli araçlar olmuş, romanlar ise birey ve toplum ilişkisini merkezine alarak yeni anlatım biçimleri sunmuştur.
İkilemler ve çatışmalar ise Tanzimat edebiyatının temel motiflerinden biridir. Edebiyat, hem biçimsel hem de içeriksel olarak Doğu-Batı ikilemiyle şekillenmiş, geleneksel değerlerle modernleşme arzusu arasında sıkışmış toplumun ruh halini yansıtmıştır. Bu ikiliğin yansıması, edebiyat ve sanat alanında yeni anlatım yolları ve temalar geliştirilmesine zemin hazırlamıştır.