İran ve ABD arasında yaşanan gerilim, bölgedeki en büyük askeri hareketlilikle doruğa ulaştı. İran nükleer programına ilişkin Cenevre görüşmeleri öncesinde Orta Doğu, tarihin en yoğun askeri hareketlerinden birine sahne oluyor. ABD’nin bölgede eşi benzeri görülmemiş güç yığınağı, Washington'un “maksimum baskı” politikasını sıkılaştırdığını gösterirken, Tahran’ın bu duruma karşı hazırladığı çok aşamalı savunma stratejileri de dikkat çekiyor.
Al Jazeera’ya konuşan uzmanlar, bölgedeki askeri hareketlerin Akdeniz’den Kızıldeniz’e, Basra Körfezi’ne kadar genişlediğini belirtiyor. ABD’nin bölgedeki stratejik varlığını güçlendirmek amacıyla uçak gemileri, destroyerler ve yüzlerce askeri nakliye uçağı sevk ettiği görülüyor. Yaklaşık 40 bin Amerikan askerinin bölgedeki aktif varlığı, gerilimin tırmandığını gösteriyor.
İran ise savunma stratejisinde dört aşamalı bir plana sahip. Bu plan, olası bir ABD saldırısına karşı ilk aşamada en az hasarla karşılık vermek, ardından savunma hatlarını güçlendirmek, füze ve İHA kullanımıyla düşmanın sistemlerini kilitlemek ve en sonunda boğazları kapatarak küresel petrol akışını durdurmak üzerine kurulu.
Uzak güvenlik teknolojileri de devreye giriyor. Washington’ın devasa KC-135 uçakları, hava savunma sistemlerini bozabilen gelişmiş radarlara sahip. İran’ın buna karşılık geliştirdiği savunma yöntemleri ise, Rus ve Çin’den gelen gelişmiş elektronik harp sistemleriyle destekleniyor. Bu ülkelerden İran’a ulaşan kargo uçakları, bölgeye elektronik savaş sistemleri taşıyor ve ABD’nin teknolojik üstünlüğüne karşı denge sağlamaya çalışıyor. Ayrıca, bölgedeki ABD kuvvetlerinin görev sürelerinin uzatılması ve yeni sevk edilen uçak gemileri, gerilimin devam ettiğinin göstergesi oluyor.
Orta Doğu’daki çatışma riski, bölgedeki askeri hareketlilik ve olası hedefler üzerinde de yoğunlaşmış durumda. İran’ın önemli askeri üsleri ve nükleer tesisleri dışında, çatışmanın genişleme ihtimali masada bulunuyor. ABD ile İsrail arasında ise, İran’a karşı operasyon planları ve bölgede yeni bir savaş ihtimali üzerinde tartışmalar sürüyor. İsrail’in şartları ve İran’ın tutumu, müzakereleri zora sokarken, bölgenin istikrarını tehdit eden faktörler de giderek artıyor. Cenevre temasları ise, bu karmaşık denklemde bir dönüm noktası olmaya aday.