ABD ve Rusya, soğuk savaş sonrası en kritik döneminde dahi nükleer silahların sınırlandırılması konusunda anlaşma arayışında olsa da, yeni gelişmeler bu çabaları zora sokuyor.
İki ülke arasındaki son silah kontrol anlaşması olan New START, 5 Şubat 2026 tarihinde sona erecek. Ancak, Washington ve Moskova şu ana kadar anlaşmanın yerini alacak yeni bir antlaşma konusunda resmi görüşme yapmadı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçtiğimiz ay yaptığı öneriyle, nükleer limitleri 12 ay daha korumayı teklif etti. Buna karşın, ABD Başkanı Donald Trump, The New York Times’e verdiği röportajda, bu sürenin sonunda daha iyi bir anlaşma yapabileceklerini belirtti.
Güvenlik uzmanları, Putin’in teklifini ikiye bölünmüş durumda değerlendiriyor. Bazıları, bu ‘centilmenlik’ sürecinin, nükleer istikrarı sağlamaya devam edeceği ve taraflara yeni yol haritaları sunacağı görüşünde. Diğerleri ise, bu sürecin, Rusya’nın yeni geliştirdiği ve anlaşmaya girmeyen silahlarını daha da aktif hale getirmesine imkan tanıyabileceğine dikkat çekiyor; ayrıca denetim şartlarının da zayıfladığını vurguluyor.
Güncel verilere göre, dünya genelinde nükleer başlıkların yaklaşık %87’si sadece ABD ve Rusya’ya ait. Rusya’nın yaklaşık 5.459 başlık, ABD’nin ise yaklaşık 5.177 başlık bulunduğu tahmin ediliyor. Çin, yaklaşık 600 başlıkla hızlı bir büyüme gösteriyor ve 2030’a kadar bin başlığı aşması bekleniyor. Pentagon, Pekin’in envanterinin böyle devam etmesi halinde, Çin’in nükleer güç olarak dengeyi değiştireceğini öngörüyor.
Sorunlu aşamada, Trump yönetimi, yeni anlaşmada Çin’in de dahil edilmesini istiyor; ancak Çin bu talebi, sınırlı cephaneliği nedeniyle reddediyor. Aynı zamanda, Rusya ise NATO üyeleri İngiltere ve Fransa’yı da görüşmelere dahil edilmesini talep ederek, süreci çıkmaza sokuyor. Uzmanlar, bu çok taraflı müzakerelerin kısa vadede çözüm bulmasının zor olduğunu, önceliğin ise yanlışlıkla nükleer bir savaşın önlenmesine odaklanması gerektiğini söylüyor.
ABD ile Rusya’nın geçmişte imzaladığı START anlaşmaları, 1991 ve 1993 yıllarında yürürlüğe girdi. Şimdi ise, yeni bir aşamaya geçişte uyum sağlamakta güçlük yaşanıyor. Uzmanlar, küresel güvenlik ortamını korumak ve olası bir nükleer felaketi önlemek adına, tarafların diyalog ve risk azaltma önlemlerine öncelik vermesi gerektiğini belirtiyor.