Türkiye ekonomisi, küresel ticaretin yeniden şekillendiği bir dönemde önemli değişiklikler yaşıyor.ASO Şubat Meclis Toplantısı'nda konuşan Başkan Seyit Ardıç, uluslararası ticari dengelerdeki kaymaların Türkiye’ye etkilerini ve yeni rotalara yönelen tedarik zincirlerini ele aldı. Ardıç, ticaretin artık sadece kargo değil, kimlik kontrolü gibi yeni bir boyuta evrildiğine dikkat çekerek, süreçteki değişimin detaylarını paylaştı.
Küresel ticarette ABD-Çin hattındaki gerileme ve yeni lojistik hatlarıyla tedarik zincirlerinin yeniden yapılandırılması, Türkiye açısından önemli bir dönemeç niteliğinde. Ardıç, bu gelişmelerin, mal akışını aynı limana yönlendirse de, kurallar ve pasaport kontrolleri gibi unsurların değiştiğini vurguladı. Bu dönüşüm, ticaretin sadece maliyet ve kalite kriterleriyle değil, emisyon ve karbon performansıyla da sıkı bir şekilde ölçüldüğü anlamına geliyor.
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ticareti 232 milyar doları aşarken, Ardıç, gümrük birliği kaynaklı asimetrik etkilerin ve üçüncü ülkelerle imzalanan anlaşmaların dikkatli yönetilmesi gerektiğine değindi. Ekonomik göstergeler ve yüksek finansman maliyetleri, şirketleri yatırımdan uzaklaştırırken, sanayinin 'bilanço resesyonu' riski artıyor. Sanayi ve tarımda üretim yavaşlaması ve istihdamın 282 bin azalarak 6,5 milyon seviyelerine gerilemesi, ülke ekonomisinin temel sorunlarından sadece biri. Ardıç, sürdürülebilir büyüme ve kalıcı istihdam sağlamak için üretime odaklanmanın şart olduğunu ifade etti.
Dış ticaret verileri de zorlukları gösteriyor. Ocak 2026’da ihracat yüzde 3,9, ithalat ise yüzde 0,03 azaldı. Parite etkisiyle ihracatet didaki artışların desteklendiğine işaret eden Ardıç, yüksek enerji fiyatları ve ithalat maliyetlerinin cari dengeyi olumsuz etkilediğine dikkat çekti. Sürdürülebilir büyüme için, rekabet gücünü yükseltmek, yüksek katma değerli üretim yapmak ve verimliliği artırmak zorunluluğu ön plana çıkıyor.
Yeşil dönüşüm, ihracatın büyük bölümünü oluşturan Avrupa pazarıyla yakından ilişkili. Ardıç, emisyon performansının artan önemiyle birlikte, karbon yoğun üretimin maliyetleri kalıcı hale geldiğine vurgu yaptı. Avrupa Birliği’nin karbon fiyatlaması ve sınırda karbon düzenleme mekanizması, sektörlerde yeni bir gerçeklik oluşturuyor. Çimento, demir-çelik ve elektrik gibi sektörler, bu alanda önemli uyum çalışmalarına yöneliyor. Rekabet, artık maliyet ve kaliteyle birlikte, emisyon performansını da kapsıyor ve bu, Türkiye sanayisinin yeşil dönüşüm sürecini hızlandırmasını zorunlu kılıyor.
Temel sorunlardan biri de yapısal beceri-talep uyuşmazlığı. TÜİK verileri, mezunların sadece %56,1’inin kendi alanında çalıştığını gösteriyor. Üniversite mezunu işsizliği, OECD ortalamasının üzerinde seyrediyor. Ardıç, kontenjanların azaltılması ve müfredat reformlarının, bu yapısal uyumsuzluğu aşmak için kritik olduğunu belirtti. Bu, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma ve rekabet gücü için temel bir ihtiyaç ve uzmanlık alanlarının geliştirilmesiyle sağlanabilir.