İsrail'in savunma stratejisinde köklü değişiklik gerekliliği ortada duruyor. Maariv’de yayımlanan analiz, Tel Aviv’deki ‘çöküş’ korkusunu ve savunma politikalarının tehlikelerini gözler önüne serdi. Eski İsrail ordusu yetkililerinden İzak Brik’in değerlendirmelerine göre, hava kuvvetlerine aşırı bağımlılık, ülkeyi olası savaşlara karşı kırılgan hale getiriyor ve bu durum milyarlarca dolarlık stratejik hatalara yol açıyor.
Brik’e göre, İsrail ordusunun yıllardır hava gücünü merkeze alıp kara kuvvetlerini geri plana itmesi, çok katmanlı savaş kapasitesini zayıflatıyor. Bu yaklaşım, günümüz savaş anlayışına uygun değil ve ordunun tek bir kol üzerine aşırı yüklenmesine neden oluyor. Ayrıca, savunma mimarisi ‘tek eksenli’ bir yapıya dönüşerek askeri ve stratejik riskleri artırıyor. Hava kuvvetlerinin baskın gücü, kara kuvvetlerini zayıflattığı ve çoklu cephede savaş kapasitesini ciddi şekilde düşürdüğü belirtiliyor.
Brik, ortada ciddi bir ‘başarı’ kaybı olduğunu ve bunun uzun vadede tehlikeli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. Finansal olarak, 2026’da onaylanan ve yaklaşık 8 milyar dolar değerinde olan F-35 ve F-15IA savaş uçakları alımının, savaş senaryoları açısından eski moda ve uygun olmayan bir yatırım olduğu vurgulanıyor. Modern savaşlarda insansız hava araçlarının ve düşük maliyetli saldırı sistemlerinin ön plana çıktığı, yüksek maliyetli savaş uçaklarına yapılan yatırımların ise İsrail’i eski paradigmalara hapsetmesi riski bulunuyor.
Uzmanlar, savunma bütçesinin insansız sistemlere, kara ordusu modernizasyonuna ve yeni nesil teknolojilere yönlendirilmesi gerektiği görüşünde. Ancak şu an, ABD’den gelen büyük askeri yardımın çoğunlukla savaş uçaklarına gitmesi, alternatif projeleri engelliyor ve paniği artırıyor. Tel Aviv’deki kulisler, mevcut durumdan endişe duyanların sayısının arttığını gösteriyor. Bu olumsuz tablo, İsrail’in olası çoklu cephe savaşlarına hazırlıksız yakalanabileceği endişelerini güçlendiriyor.
Brik, özellikle mevcut gidişatın devam etmesi halinde, İsrail’in savunma kapasitesinin ciddi anlamda sınanabileceğini ve stratejik bir şokla karşılaşabileceğimizi söylüyor. Zamanın daraldığını ve mevcut savunma anlayışında acil ve köklü bir dönüşüm gerektiğini vurguluyor. Kara, hava ve insansız sistemler arasında tekrar denge kurulmadığı takdirde, ülkenin güvenliği ciddi risklerle karşı karşıya kalabilir.