İsrail'in bölgedeki agresif politikaları, uluslararası kamuoyunu endişelendirirken, Netanyahu yönetiminin adımları yeni dönemin belirleyicisi oluyor.İsrail, Gazze saldırılarıyla uluslararası arenada savaş suçlarıyla suçlanmaya devam ederken, bölgede yeni bir çatışma dinamiği oluşuyor. Netanyahu hükümeti, dini ve ideolojik gerekçelerle Filistin topraklarını genişletme stratejisi izliyor. Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimlerin artması ve Filistinlilerin haklarının gasp edilmesi devlet destekli politikalarla sürdürülüyor. Bu gelişmeler, bölgedeki tansiyonu yükseltirken, ABD'nin İran karşıtı politikalarıyla da iç içe ilerliyor.
Uluslararası toplulukta İsrail’e karşı duruşlar netleşiyor. Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in soykırım ve savaş suçlarından ötürü yargılanmasını talep ederken, uluslararası mahkemeler, Netanyahu hakkında tutuklama kararları çıkarıyor. Orta Doğu’da savaşın yayılmasını engellemeye çalışan bölge ülkeleri ve Türkiye, İsrail’in bölgedeki emel ve politikalarına karşı duruyor. Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bölgedeki denge ve barış için önemli bir rol üstleniyor ve Netanyahu’yu bölgedeki yayılmacılık politikalarıyla eleştiriyor.
ABD içindeki Yahudi lobisi ve siyasi gelişmeler de dikkat çekiyor. Demokrat Partili adayların AIPAC lobisiyle ilişkilerinde azalma ve eleştiriler dikkat çekiyor. California Valisi Gavin Newsom’un lobiden hiç bağış almaması, bölgedeki politik dengeyi gösterirken, İsrail’e yönelik eleştiriler ve yakın zamanlı tutumlar bölgedeki yeni manzarayı yansıtıyor. Bu gelişmeler, bölge ve küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiğine işaret ediyor.
Uzmanlar, İsrail’in bölgedeki yıllar içinde kurulmuş büyük yapı ve güçlü destek ağıyla hareket ettiğine vurgu yapıyor. İran ve Hizbullah’ın bölgedeki etkinliği, İsrail’in güvenlik endişelerinin temelinde yer alıyor.Emekli Büyükelçi Uluç Özülker, İran ve Hizbullah’ın bölgedeki en büyük engel olduğunu ve İsrail’in büyük desteklerle hareket ettiğini belirtiliyor. Ayrıca, Evanjelistlerin ve ABD’deki siyasi güçlerin de İsrail üzerindeki etkisinin büyük olduğuna dikkat çekiyor. Türk-İsrail ilişkilerinin ve bölgedeki dengelerin Türkiye’nin güçlenmesiyle değiştiğine değiniyor. Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin bölgedeki yükselişi, İsrail’in bölgedeki hayallerine engel olarak görülüyor. İsrail’in bölgesel politikalarında Türkiye ve bölgesel güçlerin etkisini kırmaya çalışması, yeni bir güç mücadelesi olarak öne çıkıyor.
İsrail, bölgede yeni düşmanlar oluşturarak kendi varlığını güçlendirme stratejisi izliyor. Amerika ve Avrupa’da diasporanın siyasete ve ekonomiye etkisiyle destek sağlanırken, dış destek ve iç yapılar kullanılarak bölgedeki varlıklarını sürdürüyorlar. Düşman yaratarak, kaos ve gerilim ortamını besleyip, bölgeyi kendine göre şekillendirmeye devam ediyorlar.
Başta Holokost ve antisemitizm propagandasıyla dünya genelinde diyet ödetip, İsrail karşıtı kamuoyu oluşumunu engellemeye çalışan İsrail, aynı zamanda finans, teknoloji, medya ve siyaset alanındaki gücünü kullanıyor. ABD ile yakın ilişkileri sayesinde bölgedeki konumunu güçlendiren İsrail, bölgede ve dünyada güçlü bir etki alanı oluşturmaya devam ediyor.
Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde yürüttüğü politikalarla İsrail’in bölgedeki yayılmacı ve işgalci politikalarının önündeki en büyük engel konumunda. Türkiye’nin sahadaki ve masadaki güçlü duruşu, İsrail’i çaresiz bırakırken, bölgedeki yeni dengeyi belirliyor. Netanyahu yönetimindeki koalisyon ise, bölge ve dünya siyaseti açısından olumsuz etkiler yaratmaya devam ediyor.