ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarından sonra Türkiye’nin de İsrail’in hedefi olabileceği yönündeki spekülasyonlar tartışma yarattı. Uzmanlar, konuya ilişkin Milliyet’e yaptıkları açıklamalarda Türkiye’nin bu olasılığa hazır olup olmadığını ve olası etkilerini değerlendirdi. Emekli Büyükelçi Uluç Özülker, Türkiye ile ABD’nin ilişkilerinin güçlü olduğunu ve liderler arasında doğrudan temasların bulunduğunu belirtti. Bu durumda, Trump döneminde Türkiye’nin hedef alınmasının makul olmadığını ve İsrail’in Türkiye ile doğrudan çatışmaya girmesinin olası olmadığını ifade etti. Özülker, Türkiye’nin ekonomik etkilerle karşılaşabileceğine dikkat çekti.
Güvenlik alanında uzmanlar ise, tüm risklerin dikkate alınması gerektiğini söylüyor. Emekli Tümgeneral Mehmet Okkan, güvenlik stratejilerinin doğru kurgulanmasıyla caydırıcılığın artırılabileceğini vurguladı. Türkiye’nin kendi kapasitesine güvenmesi ve ittifaklarını güçlendirmesi gerektiğini belirten Okkan, çok vektörlü stratejinin buna hizmet ettiğine değindi.
Prof. Dr. Hüsamettin İnaç, İran’ın tehdit olmaktan çıkması durumunda İsrail’in yeni ‘öteki’ arayışına girebileceğini söyledi. Türkiye’nin NATO üyeliği ve geniş etki alanı sayesinde küresel denklemlerden bağımsız hareket edebileceğine vurgu yaptı. Ancak, Suriye sahasında vekil güçler aracılığıyla hafif gerilimlerin devam edebileceği endişeleri de dile getirildi.
Doç. Dr. Murat Aslan, Türkiye’nin yüksek kapasitesine ve güç durumuna dikkat çekerek, ülkenin sadece NATO’ya değil, kendi stratejilerine dayanarak güvenlik planlarını yaptığını belirtti. Türkiye’nin NATO bağımlılığının sınırlı olduğunu ve güvenlik mimarisinin kendi kapasitesine dayandığını ifade etti.
Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Eray Güçlüer ise, Türkiye’nin İran’a yönelik saldırıya izin vermeyeceğini vurguladı. Savunma sanayisinin güçlü olduğunu ve İsrail açısından Türkiye’nin askeri kapasitesinin yüksek olduğunu belirtti. Güçlüer, olası bir saldırının İsrail için ‘intihar’ olacağını özetledi.
NATO’nun 5. maddesi ise, moral ve askeri caydırıcılık açısından önemli bir unsuru temsil ediyor. Uzmanlar, Türkiye’nin askeri ve jeopolitik konumunun bu madde ile daha da güçlendiğine işaret ederek, saldırıların karşılık bulması durumunda ortak savunmanın devreye gireceğini belirtiyor.