İsrail, 7 Ekim 2023’ten itibaren Gazze, Lübnan ve Suriye’de önemli alanları işgal ederek bölgedeki askeri varlığını artırdı.Financial Times’ın haberine göre, İsrail’in uygulamaya koyduğu yeni askeri strateji kapsamında Gazze, Lübnan ve Suriye’de yaklaşık 1000 kilometrekarelik alan işgal edildi. İşgal edilen bölümlerin, ülkenin 1949 sınırlarının yaklaşık yüzde 5’ine karşılık geldiği açıklandı. İsrail Başbakanı Netanyahu'nun daha agresif güvenlik politikalarını benimsemesiyle birlikte, bölgede milyonlarca kişi yerinden edilirken, kentler büyük ölçüde tahrip oldu.
İşgal edilen alanların çoğu Güney Lübnan’da bulunuyor ve İsrail ordusu burada yaklaşık 12 kilometre derinliğe kadar ilerledi. İsrail ordusu, burada bir güvenlik bölgesi oluşturarak sınırın ötesine geçti. Netanyahu’nun açıklamalarına göre, bu tampon bölge, tehditleri ortadan kaldırmayı ve saldırıları engellemeyi amaçlıyor. Bu gelişmeler, bölgedeki tansiyonu artırıyor ve uluslararası toplumun dikkatini çekiyor.
Gazze Şeridi’nin ise yarısından fazlası İsrail işgal alanına geçti. Ayrıca, “Sarı Hat” olarak bilinen sınır hattının ötesinde yeni tampon bölgeleri oluşturuldu. Birleşmiş Milletler yetkilileri, yeni güvenlik şeritleri nedeniyle Gazze’deki yaklaşık 2 milyonluk nüfusun sadece yüzde 40’ına denk gelen topraklarda yaşadığını belirtti. Suriye’de ise İsrail, Beşar Esad yönetiminin devrilmesinden sonra sınır hattına yakın bölgelerde yaklaşık 233 kilometrekarelik alan üzerinde fiili askeri varlık kurdu. İsrail ordusu, zaman zaman sınırı 50 kilometre derinliğine kadaroperasyonlar düzenliyor ve konuya ilişkin resmi açıklama yapmaktan kaçınıyor.
Özellikle Güney Lübnan’daki operasyonların “Gazze modeli” örnek alınarak gerçekleştirildiği öne sürülürken, bazı İsrailli yetkililer Lübnan’daki hedeflerin sınırlı olduğunu ve bölgede kalıcı bir kontrol hedeflenmediğini savunuyor. Öte yandan, aşırı sağcı siyasi figürler, yeni sınırların Litani Nehri'nin olmasını ve bölgedeki yerleşimlerin yeniden yapılandırılmasını talep ediyor. Lübnanlı yetkililer ise, İsrail’in bölgedeki ilerlemesini endişeyle izliyor ve bölgenin kalıcı işgale dönüşmesinden korkuyor. Bu gelişmelerin, bölgenin istikrarını tehdit ettiğine dair yorumlar da artıyor. Gelişmelerin, ABD'nin bölgedeki politikalarının ve bölge ülkelerinin tutumunun gelecekteki duruma etki edeceği düşünülüyor.