İsrail'de medya üzerindeki sansür uygulamaları, 2024 yılında rekor seviyeye ulaştı.Uluslararası basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 116. sıraya gerileyen İsrail'de, askeri istihbarat haberleri her gün ortalama 15 kez engelleniyor. Medya kuruluşları, yasa gereği haberleri yayınlamadan önce orduya sunmak zorunda kalırken, gizli silah anlaşmaları, füze saldırıları ve istihbarat faaliyetleri gibi birçok içerik sansüre tabi tutuluyor. 2024 yılında orduya toplam 20 bin 770 haber gönderilirken, bunlardan 1,635'i tamamen yasaklandı, 6,265'i ise içerik müdahalesine uğradı. 2025'te ise bu sayı 17 bin 176'ya geriledi, tamamen engellenen haberler 753'e, içeriği değiştirilenler ise 4 bin 974'e düştü. Bu rakamlar, 2024'e kıyasla azalmayı gösterse de, İsrail'in medya üzerindeki baskısı son 15 yılın en yüksek seviyesinde devam ediyor.
İsrail yasaları gereği, askeri ya da ulusal güvenlik konusu olan haberler, sansür makamına sunulmadan yayınlanamıyor. Ordu, sadece devlet güvenliğine 'kesin ve somut zarar' verecek haberleri engelleme yetkisine sahipken, bu tanım oldukça geniş tutuluyor ve gizli silah anlaşmalarından birlik konumlarına kadar birçok bilgiyi kapsıyor. Gazeteciler, kurallara uymayan yayınlara karşı ağır cezalarla karşılaşırken, içerik sansüre uğradığında, yayıncılar veya gazetecilere geriye dönük müdahale edilebiliyor ve yayımlanan haberde değişiklik yapılabiliyor. Ayrıca, halk ve izleyicilere, bir haberin sansürlendiğine dair bilgi vermek kesinlikle yasak. Televizyonlarda ordu temsilcilerinin canlı yayın denetimi yaptığı bilinen uygulamalardan biridir.
Son iki yılda artan sansür ve müdahalelerin arkasında, aşırı sağcı ve dini-siyonist çizgide güçlü hukuk bürokratlarının etkili rolleri bulunuyor. Nisan 2025'e kadar görev yapan eski sansür şefi Tuğgeneral Kobi Mandelblit'in yerine, İsrail Yargı Ombudsmanı Asher Kula getirildi. Bu atamalar, sansür uygulamalarında önemli değişiklikler ve düzenlemeler getirirken, başta gasp edilen birkaç önemli haber olmuştur. Özellikle, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun oğlu hakkında gizli bir ev satın aldığına dair haberler, sansüre takılarak yayından kaldırıldı. Oysa, Netanyahu'ya yakın medya kuruluşları, hassas askeri planları ve istihbarat bilgilerini defalarca paylaşmayı sürdürdü ve herhangi bir yaptırım almadı.
Askeri sansür sadece medya üzerindeki etkisiyle sınırlı değil; aynı zamanda en ağır ihlallerden biri de gazetecilerin hayatıyla ilgili. Ekim 2023'ten bu yana, Gazze, Lübnan, Yemen ve İran'da 250'den fazla gazeteci öldürüldü. Bu ölümler arasında, hava saldırılarında doğrudan hedef alınanlar da bulunuyor. Ayrıca, Batı Şeria'daki gazetecilere yönelik tutuklama, darp ve işkence uygulamalarına da devam ediliyor. Sınır bölgesindeki çatışmalı alanlarda ise yeni yasa tasarıları, medya özgürlüğünü kısıtlamayı sürdürüyor ve hükümet, medya kuruluşlarını kontrol etmeye devam ediyor. İsrail'in uluslararası basın özgürlüğü endeksinde hızla gerilemesi ve 180 ülke arasında 116. sıraya düşmesi, bu ağır baskıların ve ihlallerin sonucu olarak görülüyor.
Gazetecilerin kendi kendilerine uyguladıkları oto sansür ise, çatışmalar ve insani dramların görmezden gelinmesine neden oluyor. Gazze’deki yıkım, sivil kayıplar ve savaş suçları, ana akım medya tarafından gündeme taşınmıyor ve detaylı şekilde rapor edilmemesinin sorumluluğu tamamen medya kuruluşlarının tercihine dayanıyor. Bu, medyanın çoğu zaman, askeri ve siyasi iktidarın kontrolü altında hareket etmesine ve bağımsızlığını kaybetmesine işaret ediyor.