İran ve bölgesinde yaşanan petrol yangınları, çevresel kriz seviyesine ulaşırken, dünya genelinde de endişeleri artırdı.İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a yönelik saldırılarında petrol depolarının da vurulması, yeni bir çevre tartışmasını gündeme getirdi. Saatlerce söndürülemeyen yangınların ardından gökyüzünü kaplayan yoğun siyah dumanlar, şehir sakinleri ve çevrecilerde endişe yarattı. İran Kızılayı, halka maske takma çağrısında bulundu. Uzmanlar, bu yangınların atmosfere saldığı kirleticilerin hem çevre hem de sağlık açısından ciddi tehditler içerdiğine dikkat çekiyor.
Prof. Dr. Orhan Şen, geçmişte yaşanan büyük çevre krizlerini hatırlatarak, 1991 Körfez Savaşı sırasında çıkan petrol yangınlarının dünya çapında zararlara yol açtığını belirtti. İran’da da benzer bir tablo görüldüğünü söyleyen Şen, savaşın etkisiyle petrol tesislerinin yanmaya devam ettiğine işaret etti. Yanmış hidrokarbonlar, kükürt dioksit ve partiküller atmosfere salınıyor. Bu maddelerin ortak etkisiyle oluşan asit yağmurları, tarım alanları ve su kaynaklarına zarar veriyor, ekosistemleri tehdit ediyor. Ayrıca, kirleticilerin uzun süre atmosferde kalabilmesi, farklı bölgelere ulaşmasını sağlıyor.
Uzmanlar, petrol yangınlarının yarattığı kirleticilerin insanlar üzerinde de olumsuz etkileri olduğunu vurguluyor. Özellikle çocuklar, bebekler ve solunum rahatsızlığı olan bireyler risk altında. Atmosferdeki partiküller ve kimyasal maddeler, solunum yollarını olumsuz etkileyerek astım ve diğer kronik hastalıkları tetikleyebilir. Meteorolojik şartların değişmesiyle, Türkiye ve özellikle doğu bölgelerde asit yağmuru riski artabilir. Özellikle cumartesi ve pazar günü beklenen yağışlar, kirletici maddelerin taşınmasını hızlandırabilir, bu nedenle dikkatli olunmalı.
Atmosferde dolaşan kirleticilerin ülke sınırlarını aşması, İran’dan sonra Afganistan, Pakistan, Çin ve hatta Amerika’ya kadar ulaşabiliyor. Bu küresel etkiler nedeniyle, TBMM ve ilgili kurumlar, gelişmeleri yakından takip ediyor. 1991’de Türkiye bu tür kirleticilerden etkilenmişti ve uzmanlar, önümüzdeki aylarda bölgede benzer bir durumun yeniden yaşanabileceğine işaret ediyor. Ayrıca, savaşta kullanılan füze ve lazer sistemlerinin atmosfere salacağı partiküllerin, askeri operasyonlar üzerinde de önemli etkileri olabileceği vurgulanıyor. Bu partiküller, lazer güdümlü sistemlerin doğruluğunu bozabilir ve hedefleme sorunlarına neden olabilir.
Prof. Dr. Orhan Şen, bu olası risklere karşı, maske kullanımı, duş ve kıyafet değişiklikleri gibi basit önlemler alınmasını öneriyor. Yine de, uzmanlar hava kalitesinin sürekli izlenmesi ve olası risklerin önlenmesi adına tedbirlerin artırılması gerektiğinin altını çiziyor.