İran'ın bölgedeki güç dengeleri ve güvenlik politikaları yeniden şekilleniyor. Al Jazeera'ya makale yazan Kalibaf, İran'ın bölgesel çatışmalardaki rolünü ve bölge ülkeleriyle ilişkilerini derinlemesine değerlendirdi. Kalibaf, ABD ve İsrail'in saldırı girişimlerinin bölgedeki istikrarsızlığı artırdığını ve Tel Aviv'in 'Büyük İsrail' hedefinin bölge güvenliğini tehdit ettiğine vurgu yaptı. Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve bölgedeki askeri hareketlilik, yeni bir dönemin habercisi olabilir.
Kalibaf, yürütülen savaşın yalnızca İran’a değil, aynı zamanda bölgesel güvenliğe ve İslam dünyasının birliğine karşı olduğunu belirtti. Amerikan askeri varlığının bölgedeki güvenliği artırmak yerine istikrarsızlığı derinleştirdiğine işaret eden Kalibaf, bazı üslerin İran’a yönelik saldırılarda kullanıldığını iddia etti. Ayrıca, İran'ın komşularıyla ilişkilerini güçlendirmeye yönelik politikalarının, özellikle Suudi Arabistan ile Pekin Anlaşması'nın, bölgenin yeni politikasında önemli bir gösterge olduğunu vurguladı.
Kalibaf, Kur'an-ı Kerim'den yaptığı alıntılarla ülkenin savunma kapasitesini artırmanın 'meşru ve gerekli' olduğunu söyledi. İran’ın stratejisinin, öz yeterlilik ve bağımsızlığa dayandığını belirten Kalibaf, bölge ülkelerinin dış müdahale olmadan sürdürülebilir güvenlik ve ekonomik işbirliği ile daha istikrarlı bir ortam yaratabileceğine inanıyor. 'Güvenlik satın alınamaz, üretmek gerekir' diyen Kalibaf, ABD'nin değişen liderleriyle birlikte İran’ın bölgedeki varlığını sürdüreceğini vurguladı. Zaman zaman ortaya çıkan güvensizlik ve çatışma ortamına karşı, bölgesel işbirliği ve kolektif güvenliğin önemine değindi.
'Bu dönemde gerçek güvenlik, ABD ve İsrail olmadan, ortak çıkarlar temelinde sağlanabilir. İran, bu işbirliğine hazırdır ve bölgenin daha istikrarlı ve sürdürülebilir bir geleceği için tüm tarafların yapması gerekenler üzerinde duruyoruz,' ifadelerini kullandı.