Arktik bölgesi, jeopolitik ve stratejik açıdan yükselen öneme sahip. Almanya, Fransa, İspanya, İngiltere ve Danimarka tarafından yapılan ortak açıklamada, Ada’nın bulunduğu bölgedeki güvenliğin Birleşmiş Milletler (BM) ilkeleri çerçevesinde korunması gerektiği vurgulandı. Danimarka Başbakanı Frederiksen ise olası bir müdahalenin NATO’nun temel güvenlik yapısını sarsacağını belirtti.
Uzmanlar, özellikle Trump’ın Grönland’a yönelik olası hamlelerinin NATO’nun bütünlüğüne ve bölgesel güvenliğe etkisini değerlendirdi. Doç. Dr. Murat Aslan, NATO ülkeleri arasında toprak taleplerinin, kuruluş ruhuna ve uluslararası düzenlere aykırı olduğunu söylüyor. Ayrıca, Danimarka’nın nükleer silah güvencesi olmadan Grönland’ı korumasının mümkün olmadığını belirten Aslan, ABD Kongresi’ndeki bazı ilerlemelerin bu tartışmaları derinleştirdiğine işaret ediyor. Bu durum, Avrupa Birliği’nin askeri yapısını güçlendirmesi ve Türkiye’nin de yeni savunma ittifaklarına katılmasıyla sonuçlanabilir.
Öte yandan, Prof. Hüsamettin İnaç, NATO’nun Ukrayna-Rusya savaşındaki aktif rolünü ve Trump’ın liderliğinde işlevsiz hale gelme sürecini vurguluyor. Trump’ın Grönland’ı ilhak önerisinin, ittifakın işleyişini ciddi biçimde sarstığını belirtiyor. Grönland’ın stratejik önemi ise büyüyor; bölgenin buzla kaplı deniz yolları, küresel ticareti ve askeri hareketliliği doğrudan etkiliyor. ABD’nin uzun süredir Thule Hava Üssü aracılığıyla bölgedeki varlığını sürdürüyor olması, bölgedeki güç dengelerinde kritik bir rol oynuyor.
En dikkat çekici nokta ise, eski ABD Başkanı Harry Truman’ın 1946’da, zengin uranyum, petrol ve altın rezervleri nedeniyle Grönland’a 100 milyon dolarlık altın teklif ettiği gerçeği. Günümüzde ise Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, Trump yönetiminin, Grönland’ı ulusal güvenlik açısından hayati gördüğünü ve ABD’nin askeri gücünü kullanma seçeneklerini değerlendirdiğini açıkladı.
İklim değişikliğiyle birlikte buzullar eridikçe, bölgedeki deniz yolları ulaşıma açılıyor ve stratejik düğüm noktaları oluşuyor. Uzmanlar, hem enerji kaynaklarını hem de deniz ulaşımını kontrol altına almanın, bölgesel ve küresel güç dengesini değiştireceğine dikkat çekiyor.