Fransa, 2009 yılından itibaren Türkiye'nin bölgedeki güçlenmesine karşı politikasını sertleştirdi. NATO’nun askeri kanadına dönüşünden sonra Fransa, Akdeniz, Karadeniz, Kafkaslar, Balkanlar ve Orta Doğu’da Türkiye’nin etkisini pasifize etmeye yönelik adımlar attı. 2008 yılında Rusya-Gürcistan gerginliğinde, dönemin Başbakanı Erdoğan’ın diyaloğa açıktan destek vermesi, Cumhurbaşkanı Sarkozy liderliğindeki Fransa’yı ilk kez zor durumda bıraktı.
Macron döneminde ise Fransa, özellikle Batı Afrika ve Sahel bölgesinde güç kaybetti. Mali, Nijer ve Burkina Faso gibi ülkelerde sömürgecilik karşıtı dalgaya karşı büyük lossesler yaşanırken, Türkiye bu bölgelerde etkisini artırdı. Türk savunma sistemleri ve insani diplomasi, bu başarıda önemli rol oynadı. Libya’da ise Fransa, Halife Hafter’i desteklemesine rağmen Türkiye’ye karşı kaybetti ve bölgedeki varlığı azaldı. Azerbaycan’ın Karabağ zaferiyle Güney Kafkasya’daki konumu da sarsıldı. Ayrıca Suriye’de YPG ve SDG güçlerini destekleyen Fransa, bölgedeki etkisini de kaybetti.
Son dönemde ise Fransa, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs üzerinden Türkiye’yi çevreleme politikası güdüyor. Yunanistan ile yapılan savunma anlaşmasının yenilenmesi ve GKRY ile imzalanan anlaşmalar, Fransa’nın bölgedeki varlığını artırma çabasını gösteriyor. 8 Haziran’da imzalanan SOFA (Statü ve Güvenlik Anlaşması) ile Fransa, Güney Kıbrıs’ta askeri varlığını kalıcılaştırmaya çalışıyor. Rum yönetimi, Fransa’dan modern savaş helikopterleri ve hava savunma sistemleri satın alırken, Fransa’nın askeri üsleri ve limanları kullanım talebi bölgede geniş yankı uyandırdı.
KKTC Dışişleri Bakanlığı, bölgedeki bu girişimlere sert reaksiyon gösterdi. Açıklamada, bu adımların adanın egemenliğiyle bağdaşmadığı ve bölgenin istikrarını bozacağı vurgulandı. Aynı zamanda, uluslararası hukuk açısından Fransa’nın Kıbrıs’taki askeri varlığı sorun teşkil ediyor. 1960’ta imzalanan garantörlük anlaşması, bölgedeki asker düzenini tartışmaya açarken, Türkiye bu durumu uluslararası hukuka aykırı görüyor. Yazarlar ve gazeteciler, Fransa’nın bölgedeki bu güç gösterilerini sert şekilde eleştiriyor ve AB’nin Türkiye’ye karşı daha kararlı adımlar atması gerektiği çağrısında bulunuyor.