ABD'nin Trump döneminde yaşanan askeri ve siyasi krizler, ülkenin gücünü ve kurumsal yapısını zorlayan büyük bir sınav haline geldi.
İran’a karşı başlayan savaşın ABD açısından sonuçsuz kalması sonrası, gözler Donald Trump’ın ordu ilişkilerine çevrildi. Hatırlanacağı gibi, 2017 yılında Pentagon’daki gizli toplantıda dönemin Savunma Bakanı James Mattis, Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ve Ulusal Ekonomik Konsey Direktörü Gary Cohn, Trump’a uluslararası düzeni anlatmaya çalıştı. O toplantıda Trump, askeri yetkililere sert çıkışlar yaparak, "Hepiniz kaybedenlersiniz" diyerek, onların stratejisini ve başarısızlığını vurguladı. Bu tartışma, askeri çevrelerde rahatsızlık yarattı ve özellikle Tillerson ile ilişkileri daha da gerdi.
Haberde, ABD askeri doktrininin temel taşlarından Colin Powell’ın geliştirdiği “Powell Doktrini”ne de dikkat çekildi. Bu doktrin, askeri gücün ancak net hedefler, toplum desteği ve üstünlük şartları altında kullanılmasını öngörüyor. Ancak Trump döneminde bu ilkelere riayet edilmedi; özellikle İran’a yönelik operasyonlarda hedeflerin net olmaması ve Kongre onayı alınmaması eleştirildi. Aynı zamanda, Trump yönetimi sırasında, tarihin en büyük askeri tasfiyeleri yaşandı. 2026 yılındaki kararlarla, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve iki üst düzey general görevden alındı. Yaklaşık 20 general ve amiral, bu dönemde görevden alınırken, bu durum Pentagon’da ciddi bir “nesil boşluğu” ve kurumsal zayıflama yarattı. Uzmanlar, bu çapta geniş çaplı tasfiyelerin ABD tarihinde benzeri görülmemiş bir olay olduğunu belirtiyor. Ayrıca, Trump’ın askeri liderleri stratejik aktörler yerine politik ve görsel amaçlar için kullandığı yorumlar da gündeme geldi. Bu duruma tepki gösteren analistler, sivil-asker denge ve kurumsal bütünlüğün büyük risk altında olduğunu savunuyor.
**Gelişmeler ve iç çatışmalar, ABD'nin küresel askeri gücünü yeniden yapılandırma sürecini önemli ölçüde etkileyebilir. Siyasi ve askeri liderlerin farklı algıları, ülkenin uluslararası konumunu ve güvenliğini yakından ilgilendiriyor.